Taksirle Yaralama Nedir? Herhangi bir yerde bir trafik kazası, iş kazası veya bir kişiyi istemeden yaralama gibi durumlara sokmaya taksirle yaralama denilmektedir. Suç 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 89. Maddesi düzenlenen suçu şu şekilde tanımlanmıştır. Taksirle yaralama, yaralama eylemini gerçekleştiren kişinin öngörebileceği bir sonucu öngörmeyerek dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir şekilde hareket etmesiyle yaralama suçunu işlemesidir. Suçun en önemli unsuru failin eylemini gerçekleştirdiği sırada dikkatsizlik ve özensizlik davranışı nedeniyle neticeyi öngörmeden suçu gerçekleştirmiş olmasıdır.

Taksirle Yaralama ile ilgili olarak Günümüzde devam eden hayatımız içerisinde bireysel olarak davranışlarımıza dikkat etmek zorundayız. Davranışlarımızı sergilerden başkalarına zarar vermemek amacıyla gerekli önlemleri birey olarak almak zorundayız. Bizler bireysel olarak sorumluluklarımızı yerine getirmesi bazı durumlarda yetersiz kalabilmektedir. Örnek verecek olursa bir şantiye alanında bir işçinin bireysel olarak kaskını takması veya eldivenleri ile botlarını giymesi yeterli olmayabilir. Şantiye sahibinin veya şirket sahibinin de şantiyede olası kazaları önlemek adına bir takım tedbirler alması gereklidir. Bu yüzden öncelikle işletmelerde iş güvenliğinin sağlanması şarttır. Aksi takdirde bir işçinin yaralanması neticesinde taksirle yaralama suçundan sorumluluk sahibi olarak kabul edilebilir. Ceza Mahkemesinde ceza almasına sebep olabilmektedir.

Taksirle Yaralama Suçunun Nitelikli Halleri

Taksirle yaralama suçu Türk Ceza Kanunu kapsamında şikayete bağlı olarak düzenlenmiş bir suçtur. Suçun oluşumundan sonra şikayet süresi 6 aydır. 6 Aylık bu süre eylemi gerçekleştiren failin kim olduğunun mağdur tarafından öğrenilmesinden sonra başlamaktadır.

Taksirle yaralama suçunun TCK’nın 89/1 maddesi kapsamında düzenlenen eylemi şikayete tabidir. Bu eylem kanunda “Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” Şeklinde belirtilmiştir. Aynı madde kapsamında işlenen suçun bilinçli taksir halinde işlenmesi durumunda da şikayete bağlıdır. Buna suçun basit hali de denilmektedir.

Taksirle yaralama suçunun TCK’nın 89/2-3-4 maddelerinde düzenlenmiş olan nitelikli halleri bilinçli taksirle işlendiği durumda suçun takibi ve soruşturması şikayete bağlı değildir. Olayın gerçekleştiği yer ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şikayet aranmaksızın soruşturma yapılmaktadır.

Taksirle yaralama suçunda suçun gerçekleşmesinden sonra davanın zaman aşımı süresi 8 yıldır. 8 yıl içerisinde dava açılmadığı veya fail bulunmadığı takdirde dava açılamamaktadır. Birtakım şartların sağlanması halinde ise dava zaman aşımı uzatılarak 12 yıla kadar çıkabilmektedir.

Taksirle Yaralamada Uzlaşma

Taksirle Yaralama suçu TCK’nın 89 maddesi kapsamında uzlaşmaya uygun görülen suçlar kapsamında belirtilmiştir. Soruşturma açılması neticesinde şikayet ve diğer unsurlara bakılmaksızın dosyanın öncelikle uzlaşma hükümlerine göre uzlaştırmaya sevk edilmesi gereklidir. Uzlaşma prosödürünün uygulanması öncelik halidir. Soruşturma aşamasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde soruşturmaya veya yargılama o zaman devam edilmesi daha uygundur. Taksirle yaralama suçundan tarafların uzlaşması halinde dosya soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmekte, eğer ki dosya mahkeme aşamasında ise uzlaşma nedeniyle düşme kararı verilmektedir. Uzlaşma sağlanmış bir suç hakkında tekrardan şikayette bulunulamaz.

Taksirli Suçların Manevi Unsurları

Taksirle Yaralama suçuna ilişkin olarak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararlarında da bahsettiği üzere taksirli olarak işlenen suçlar için aranması gereken kusur durumlar aşağıda belirtilmiştir.

Yapılan eylemin taksirle işlenebilen bir suç olması gereklidir.

Hareketin iradi olarak yapılmış olması gereklidir.

Gerçekleşmesi muhtemel sonucun istenmemesi gereklidir.

Hareket ve sonuç arasında nedensellik bağının bulunması gereklidir.

Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması şarttır.

Taksirle işlenen suçlarda, gerek yapılan hareketin gerekse ihmali hareketin iradeyle yapılmış olması ve sonucunun eylemi yapan tarafından tahmin edilebilir olması gereklidir. İradeyle bir davranış bulunmadığı zaman taksir suçundan da bahsedilememektedir. Bunun yanı sıra da eylemi gerçekleştirenin sonucunun böyle olabileceğini tahmin edemeyeceği durumlarda da şahsa ceza verilmesi mümkün olamamaktadır.

İlliyet Bağı (Neden Sonuç İlişkisi)

Taksirle Yaralama suçunda illiyet bağı ile ilgili olarak; yapılan hareket sonucunda meydana gelmiş olan sonuç arasında neden sonuç ilişkisi bulunmaması durumunda eylemi yapan kişiye taksir suçu yüklenememektedir. Eyleminin sonucunun gerçekleşmesinde, mağdur veya bir başkasının taksirli davranışının da etkisi olması halinde diğer taksirli davranış nedensellik bağı kesilmediği sürece failin sorumluluğu ortadan kalkmamaktadır. Taksirin niteliği de değişmemektedir. Kişinin kusur durumu eylemin taksir mi yoksa kast mı olduğunu belirlemekte olup, kusur durumunun derecelendirilmesi ve derece karşılığında cezaya hükmolunması gibi bir işleyiş bulunmamaktadır. Kişinin kusuru varsa taksirli eylem suçu yüklenebilmektedir.

Taksir eyleminin kanuni dayanağı

Taksirle Yaralama suçunda eylemin kanuni dayanağı olarak; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 22. Maddesinde düzenlenen taksir başlığı altında;

“Madde 22- (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen

neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu

halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir

cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.”

şeklinde hüküm bulunmakta olup, taksir eyleminin kanuni dayanağını oluşturmaktadır.

Sayfamızın alt kısmında bulunan yorum kısmından aklınıza takılan sorularınızı, karşılaşmış olduğunuz hukuki sorunlarınızı ücretsiz olarak sorabilir veya düşüncelerinizi bize aktarabilirsiniz.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz